Yavuz IŞIK
THBB Yönetim Kurulu Başkanı
President
Güvenli yapılaşma; malzeme üreticisinden mühendisine, müteahhidinden yapı denetim kuruluşlarına ve kamu kurumlarına kadar tüm paydaşların ortak ve sürekli çabasını gerektirmektedir. Depreme dirençli şehirler inşa etmenin yolu, bilimsel esaslardan taviz vermeden kaliteyi ve denetimi tüm süreçlerde kararlılıkla uygulamaktan geçmektedir. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27. yıl dönümünde yaptığımız basın açıklamasında bu görüşlerimizi paylaştım.
Birliğimiz tarafından ülkemize tanıtılan Beton Sürdürülebilirlik Konseyinin (CSC) belgelendirme çalışmaları hız kesmeden ilerliyor. Konseyin Belgelendirme Kuruluşu olan KGS’nin yaptığı denetimler sonucunda Limak Çimento’nun Kurtalan Çimento Fabrikası ile Limak Doğu Anadolu Çimento’nun Ergani ve Şanlıurfa Çimento Fabrikaları "Altın" seviyesinde CSC Sertifikası almaya hak kazandı. Değerli üyemiz Limak Çimento’yu içtenlikle kutluyor; bu vesileyle çevreye duyarlı üretim yapan ve sürdürülebilirlik odaklı çalışan tüm firmalarımızı bu ekosistemin parçası olmaya davet ediyorum.
Meslek içi eğitimlerimize ve mesleki yeterlilik sınavlarımıza yoğun bir şekilde devam ediyoruz. Temmuz ve ağustos aylarında transmikser ve pompa operatörlerine yönelik düzenlediğimiz Uygulamalı Güvenli Sürüş Eğitimimizi Nuh Beton’un Kocaeli Başiskele, Çimbeton’un İzmir Işıkkent, Koyundere, Çiğli, Gaziemir, Torbalı, Özbek, Aydın ve Nazilli tesislerinde yaptık.
Temmuz ve ağustos aylarında THBB MYM olarak Beton Pompa Operatörü Mesleki Yeterlilik Sınavlarımızı; Nuh Beton’un Kocaeli İzmit, İsmail Demirtaş Beton’un İstanbul Kurtköy ve Ataşehir, Akçansa’nın Balıkesir Edremit ve Danış Beton’un İstanbul Ferhatpaşa tesislerinde yaptık. Beton Santral Operatörü Mesleki Yeterlilik Sınavlarımızı; Nuh Beton’un Kocaeli İzmit, Danış Beton’un İstanbul Ferhatpaşa ve Limak Beton’un Bursa tesislerinde düzenledik. Beton Transmikser Operatörü Mesleki Yeterlilik Sınavlarımızı ise Nuh Beton’un İzmit tesisinde yaptık. İş güvenliğine uyumlu, nitelikli ve sorunsuz çalışma koşulları için personelinizin Beton Transmikser Operatörlüğü, Beton Pompa Operatörlüğü ve Beton Santral Operatörlüğü Mesleki Yeterlilik Belgesi alması amacıyla THBB MYM'ye başvurularınızı bekliyoruz.
İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından her yıl açıklanan Türkiye'nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması’nın 2025 yılı sonuçlarında çok sayıda Birliğimiz üyesi firmanın ve bağlı kuruluşunun yer alması bizleri gururlandırdı. Bu listede yer alan üyelerimiz veya bağlı kuruluşları olan Traçim, Batısöke Söke Çimento, Nuh Beton, Özseç Beton, Adoçim, Çimbeton, İSTON, Batıbeton, Batıçim, Hacıoğulları Beton, Bursa Beton ve Sayın Prefabrik’i tebrik eder; başarılı çalışmalarının devamını dilerim.
Uluslararası platformlarda da ülkemizi ve sektörümüzü temsil etmeye devam ediyoruz. Haziran ve ağustos aylarında telekonferans yöntemiyle yapılan Üyesi ve Bölgesel Sistem Operatörü olduğumuz İsviçre merkezli Beton Sürdürülebilirlik Konseyinin (CSC) Yönetim Kurulu toplantılarına katılarak ülkemizi ve Birliğimizi temsil ettik.
Bu çalışmalarımızı sürdürürken, ülkemizin ve sektörümüzün içinde bulunduğu ekonomik ve küresel gelişmeleri de yakından takip ediyoruz.
Dünya ekonomisi, son yıllarda alışılmış ekonomik döngülerin çok ötesinde, aynı anda birden fazla yapısal dönüşümün yaşandığı yeni bir dönemden geçmektedir. Savaşlar, enerji arz güvenliği, ticaret politikalarındaki değişimler, korumacılık eğilimleri, tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması ve teknoloji alanındaki hızlı dönüşüm, ülkelerin ekonomik politikaları kadar yatırım kararlarını da doğrudan etkilemektedir.
Rusya-Ukrayna savaşının küresel ekonomide yarattığı enerji ve tedarik zinciri etkileri henüz tamamen ortadan kalkmamışken, Orta Doğu’daki savaş ve jeopolitik gerilimler enerji piyasaları üzerinde yeni bir baskı oluşturmuştur. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmeler, dünya enerji arzının ne kadar kırılgan olabileceğini bir kez daha ortaya koymuştur. Uluslararası Para Fonu’nun temmuz ayında yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm Güncellemesi’nde de küresel ekonominin 2026 yılında yüzde 3 büyümesi beklenirken, savaş kaynaklı enerji şokunun enflasyon ve büyüme üzerinde önemli riskler oluşturduğu vurgulanmıştır.
Bu tabloya ticaret politikalarındaki dönüşümü de eklemek gerekmektedir. ABD ile Çin arasındaki rekabet artık yalnızca gümrük tarifeleri üzerinden değil; yapay zekâ, yarı iletkenler, enerji teknolojileri, kritik mineraller ve stratejik üretim kapasitesi üzerinden yürütülmektedir. Avrupa Birliği de sanayisinin rekabet gücünü korumak, enerji bağımlılığını azaltmak ve yeşil dönüşümü hızlandırmak amacıyla yeni politikalar geliştirmektedir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde ülkelerin ekonomik gücünü yalnızca maliyet avantajı değil, üretim kabiliyeti, enerji güvenliği, teknolojiye erişim ve tedarik zincirlerindeki konum belirleyecektir.
Küresel ekonomideki bu değişim Türkiye açısından hem önemli riskleri hem de önemli fırsatları beraberinde getirmektedir. Stratejik konumumuz, güçlü üretim altyapımız, Avrupa pazarına yakınlığımız ve gelişmiş inşaat sektörümüz Türkiye’yi küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği dönemde avantajlı bir konumda tutmaktadır ancak enerji ve ham madde ithalatına duyarlılığımız, küresel enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve dış finansman koşulları, ekonomimiz açısından dikkatle yönetilmesi gereken başlıklardan olmaya devam etmektedir.
Türkiye ekonomisi için son dönemde en önemli gündem ise dezenflasyon süreci ve ekonomik dengelenmedir. Temmuz 2026 itibarıyla tüketici enflasyonu yıllık yüzde 31,75 seviyesinde bulunmaktadır. Enflasyonda geçmiş döneme kıyasla belirgin bir gerileme sağlanmış olmakla birlikte, fiyat istikrarının kalıcılığı için önümüzde hâlâ önemli bir mesafe bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da temmuz ayında politika faizini yüzde 37 seviyesinde tutarak sıkı para politikası duruşunu sürdürmüş ve para politikası kararlarının enflasyon görünümüne bağlı olarak ihtiyatlı biçimde alınmaya devam edeceğini belirtmiştir.
Bu sürecin doğal sonucu olarak iç talepte ve yatırımlarda bir dengelenme yaşanmaktadır. 2026 yılının ikinci çeyreğinde yıllık yüzde 2,3 büyüyen Türkiye ekonomisinde büyümenin devam etmesi önemli olmakla birlikte, bu büyümenin daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşması gerekmektedir. Uluslararası kuruluşlar da Türkiye için 2026 yılına ilişkin büyüme beklentilerini yüzde 3 civarında tutmaktadır. IMF yüzde 2,9, OECD ise yüzde 3,1 oranında büyüme öngörmektedir.
Bizler inşaat sektörünün içinden baktığımızda, ekonomideki bu dengelenmenin etkilerini sahada çok daha yakından hissetmekteyiz. İnşaat üretimi haziran ayında yıllık bazda yüzde 6 geriledi. Bina inşaatındaki düşüş yüzde 7,5 olurken, bina dışı yapılarda yüzde 4,5 oranında artış gerçekleşti. Bu ayrışma, özellikle altyapı ve büyük ölçekli yatırımların sektöre destek vermeye devam ettiğini, buna karşılık konut ve özel sektör ağırlıklı yatırımlarda finansman ve talep koşullarının daha belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır.
Yapı ruhsatlarına ilişkin veriler de sektörün yeni proje üretiminde temkinli bir dönemin devam ettiğine işaret etmektedir. 2026 yılının ikinci çeyreğinde yapı ruhsatı verilen binaların yüz ölçümü geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,4 azaldı. Buna karşın Temmuz ayında konut satışlarının belirli bir seviyede korunması, Türkiye'de konut ihtiyacının azalarak da olsa devam ettiğini göstermektedir.
Sektörün bir diğer önemli sorunu ise maliyetlerdir. Haziran 2026 itibarıyla inşaat maliyet endeksi yıllık yüzde 28,66 arttı. Malzeme maliyetleri yıllık yüzde 27,78, işçilik maliyetleri ise yüzde 30,25 yükseldi. Bu tablo, özellikle uzun vadeli projelerde maliyet öngörüsünü ve fiyatlama kabiliyetini zorlaştırmaktadır. İnşaat sektöründe sağlıklı bir yatırım ortamının oluşması için yalnızca talebin değil, maliyetlerin ve finansman koşullarının da öngörülebilir hâle gelmesi gerekmektedir.
Burada sektörümüz açısından önemli olan, mevcut yavaşlamayı yalnızca bir daralma dönemi olarak değerlendirmemek, önümüzdeki dönemin ihtiyaçlarını doğru okumaktır. Türkiye’nin deprem riski, kentsel dönüşüm ihtiyacı, nüfus artışı, şehirleşme ve altyapı gereksinimleri dikkate alındığında inşaat sektörünün önümüzdeki yıllarda da ekonominin önemli sektörlerinden biri olacağı açıktır.
İnanıyorum ki Türkiye, doğru politikalar ve uzun vadeli bir bakış açısıyla küresel belirsizliklerin yarattığı riskleri fırsata çevirebilir. İnşaat ve hazır beton sektörleri de bu dönüşümün yalnızca uygulayıcısı değil, Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınmasının en önemli yapı taşlarından biri olmaya devam edecektir.